basit makyaj hileleri

makyaj yaparken kullanılan belli kurallar ve yöntemler vardır. Açık Renkler hatları ön plana çıkartır, koyu renkler geri plana atar. Açık renk olarak şeffaf pudra, koyu renk olarak pudra veya allık kullanılabilir. Burun ile dudak arası uzun ise : Bu uzunluğu geri plana alabilmek için burun ile dudak arasını boyamalısınız. Burun ile dudak arası dar ise : Çok dar olan bu bölgeyi ön plana çıkarmak için açık renklerle boyamalısınız. Burun Düzeltme Teknikleri Küçük Burun : En ideal burun şeklidir. Fakat yüzde kaybolacak, dengeyi bozacak kadar küçük ise ve gözler iriyse burunu ön plana çıkarmak gerekir. Bunun için de burun kemiği ve kanatlarını tamamiyle açık renk fondoten ve pudra uygulamalısınız. Düz ve Kısa Burun : Bu tip burunlarda burnun bitimine ve iki kaşın arasına açık renk fondoten ve pudra sürülür. Bu sayede burun biraz daha uzun görünür. Uzun Burun : Burnun uzun olan alt uç kısmına koyu renk fondoten ve pudra ile gölge yapılarak uzunluk geri plana alınır. Burnunuzu uzun buluyorsanız; Kaş başlarınızın burna çok yakın olmamasına dikkat edin. Burun kökü ve ucuna gölgeleme yapın. Alnınızı ve çenenizi çıkık göstererek burnu daha önemsiz kısalıkta olduğunu vurgulayabilirsiniz. Kemikli Burun : Burundaki kemiğin üzerine koyu renk fondoten ve pudra sürülür. Bu sayede koyu renkle kemikli kısım geri plana alınır. Büyük Burun : Bu tip burunlarda, koyu renk fondoten ve pudra ile burun şekli yeniden belirlenir. Gözlerden başlayıp, burnun iki yanına inen gölgeler burun kanatlarına dağıtılır. Burun daha ince ve zarif gözükür. İşte size bir kaç tüyo… Burnu kısaltmak için uç kısmını gölgeleyin ama allık ile kırmızı fırça vuruşu burnu daha şiş gösterir unutmayın. Burnunuza yaptığınız gölge oyunlarını güneş ışığında kontrol etmeden dışarı çıkmayın, eliniz alışıncaya kadar leke yapabilirsiniz. Makyaj profesyonelliği zamanla olur.

Kadın'ın Dünyası kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Rhadiopolis Antik Kenti

Antalya il sınırları Kumluca ilçesi yakınlarındaki antik kent. Rhadiopolis, Antalya İli Kumluca İlçesi’nin 2,5 km kuzeyinde tepe üzerinde ve eteklerinde kurulmuştur. Akdeniz Üniversitesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nevzat Çevik başkanlığındaki büyük bir ekip tarafından 2006 yılında kazılmaya başlanmıştır. İsminden dolayı Rodos kolonizasyon dönemi kuruluşu olduğu kabul edilir. Ancak daha önce de var olduğuna dair bilgiler vardır. 1892′de ilk kez Avusturyalı bilim adamlkarınca keşfedilmiştir. Kentin en ünlü siması İS. 2. yy’da yaşamış ve tüm Lİkya kentlerine yardım etmiş olan en ünlü euregetes (yardımsever) Opramoas’tır. Opramoas’ın anıt mezarı duvarındaki yazıt Anadolu’nun en uzun Eski Yunanca yazıtını taşır.
İmparator Başrahibi ve Birlik Yazmanı gibi önemli görevleri bulunan Opramoas zamanında (İS. 2. yy) şehir en parlak günlerini yaşar ve imar olur. Kentte Klasik dönemden Bizans’a kadar kalıntılasr gözlemlenmektedir. Şehrin tiyatrosu, hamamı, Opramoas anıtı, kilisesi, nekropolleri ve çok sayıda su sarnıcı bulunmaktadır. Opramoas anıtı bloklarında yazılı olan 12 imparator mektubu, 19 procurator mektubu ve 33′u birlik toplantısına ait yazılı anıt defineciler tarafından tahrip edilmiştir. Nevzat Çevik tarafından sürdürülen 2006 kazıları sonucu tiyatro, hamam, agora, stoa ve ana cadde gün yüzüne çıkarılmıştır. 2007 yılında tüm kamu merkezi ortaya çıkarılmış olacak ve sonrasında da tüm kent toprak üstüne çıakrılıp onarılacaktır.

Arkeoloji ve Sanat Tarihi kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Rosetta Taşı

Mısır’da bulunmuş bir anlaşma metnidir.
Antik Yunanlılar ile Mısırlıların yaptığı bir antlaşma, bu taşın üzerine üç dilde yazılmıştır. Bu diller: Demotik (Mısır’da halkın kullandığı dil), Hiyeroglif ve Antik Yunanca. Böylece Mısır halkı, asilleri ve Yunanlılar bu antlaşmayı rahatlıkla okuyabilmişlerdir.
Yüzyıllar boyunca çözülemeyen bir sır olarak kalan Hiyeroglif, Napolyon’un 1798 yılındaki Mısır Seferi sırasında bulunan bu taşın yardımıyla çözülmüştür. Eski Mısır yazıları çözülmeden önce arkeologlar, Hiyerogliflerin Mısır’ın tufan’dan önceki yaşamına ait şekiller olduğunu düşünürlerdi. MÖ 196 yılında yazıldığı tahmin edilen bu taş adını bulunduğu Reşit (Rosetta) kasabasından almaktadır. Ağırlığı 760 kg dan daha fazla ve 114 cm uzunluğunda, 72 cm genişliğinde, 28 cm kalınlığındaki bu taş granit ya da siyah bazalttan yapılmıştır. Büyük İskender’in Mısır’ı fethinden sonra hüküm süremeye başlayan Ptolemaios Hanedanı’nın hükümdarlarından biri tarafından yazdırılmıştır. O güne kadar okunamamış Demotik ve Hiyeroglif alfabelerinin yanı sıra, okunabilen Yunanca bir metnin de aynı taş üzerinde bulunması ile tek bir metnin üç ayrı dilde yazılmış olduğu görüşü pek çok araştırmasının ilgisini çekmiştir. Taşın ve dolayısıyla Hiyeroglifin sırrını çözen araştırmacı, 1822 yılında, eski Mısır yazılarının güncel koptik diline benzediğini ortaya koyan araştırmacı Jean-Francois Champollion olmuştur. Yazıtın Yunanca kısmını Hiyerogliflerle kıyaslayan Champollion’a Demotik alfabesini 1914 yılında çözen İngiliz Thomas Young’ın çalışmaları da yardımcı olmuştur.
Eski Mısır’a ait yazıların çözülmesi ile birlikte Egyptolji diye adlandırılan Eski Mısır bilimi doğmuş ve geçmiş yüzyılların açıklığa kavuşması kolaylaşmıştır. İngiliz kolleksiyoncuların eline geçen taş, günümüzde British Museum’da sergilenmektedir
Tarih
Rosetta Taşı M.Ö.305 -M.Ö.30 yıları arasında Mısır’ı yöneten Hellenistic Ptolmaic hanedanlığının yazıt taşıdır.Ptolemaic hükmün,hüküm serisinin en iyi bilenen bir örneğidir.Ptolamic hükmün kopyaları pek çok tapınağın avlusuna dikildi.Rosetta taşındaki hükmün metni Nil nehrindeki bir adada olan Philae tapınağına oyuldu.

Arkeoloji ve Sanat Tarihi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , . » yorum bırak;

Sakura zamanı…

Daha fazla sakura resmi için ;

TIKLAYIN

Sakura kategorisinde yayınlandı. » yorum bırak;

Sagalassos Antik Kenti

Sagalassos, Antalya’ya 110 km uzaklıkta, Burdur’un Ağlasun ilçesinin 7 km kuzeyinde yer alan antik kenttir. Batı Toroslar’ın bir parçası olan Ağlasun Dağı’nın güney eteklerinde, 1450 – 1700 m yükseklikteki meyilli bir arazi üzerine kurulu kentin kalıntıları doğu – batı yönünde 2.5 km, kuzey – güney yönünde de 1.5 km’yi kapsayan bir alana yayılır. İlk olarak 1706′da Fransız gezgin Paul Lucas tarafından keşfedilen Sagalassos’ta arkeolojik kazılar 1990′da başlatıldı.
Çeşmelerinin görkemiyle anılan Sagalassos, dünyanın en yüksek rakımlı, 9.000 kişilik tiyatrosu ve kendine has kaya mezarlarıyla bilinir. Sagalassos’ta bulunan ve Traian dönemine tarihlenen Ares, Herakles, Hermes, Zeus, Athena ve Poseidon büstleri, antik dönem heykeltıraşlığının önemli örneklerinden sayılıyor. Ayrıca içinde pek çok havuz bulunan Roma Hamamı da iki katı korunmuş şekilde günümüze (2005) ulaşmıştır.

Arkeoloji ve Sanat Tarihi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , . » yorum bırak;

Stratonikea Antik Kenti

Stratonikea Muğla’nın Yatağan ilçesi’nin 6-7 km. batısında, Yatağan-Milas karayolu çıkışında 1 kilometre mesafede yer alan Eskihisar köyü ile iç içe bir antik kenttir. Kent, M.Ö. 3. yüzyıl da kurulmuştur. Bu tarihte Suriye kralı I. Seleukos eşi Stratonike’yi oğlu Antiokhos’a vermiş, Antiokhos da önce üvey annesi sonra eşi olan Stratonike adına Stratonikea kentini kurmuştur.
Antik çağ coğrafyacısı ve gezgini Strabon’a göre kent, çok güzel yapılarla donatılmıştı. Yapılan kazılarda ele geçirilen sikkelerden, Stratonikeia sikkelerinin kentin Rodos’tan bağımsızlığını kazandığı M.Ö. 167′den itibaren basılmaya başlandığı ve Gallienus (253-268) zamanına kadar devam ettiği anlaşılıyor.
Kentin akropol ü güneydeki dağın tepesindedir. Bu tepenin çevresi bir surla çevrilmiştir. Kuzeyinde, yamaç üzerindeki bir teras üzerinde şimdiki karayolunun hemen altındaki, bir yazıtta imparator için yapılmış küçük bir tapınağın kalıntıları göze çarpar.
Bunun aşağısında da büyük bir tiyatro vardır. Burada cavea, merdivenlerle 9 cuneus a bölünmüştür ve tek bir diazoma vardır. Sahne binasının kalıntıları, yapılan kazılarda büyük ölçüde ortaya çıkarılmıştır. Antik kent üzerinde, Yatağan Termik Santralı’nın kullandığı linyit yatakları üzerinde bulunmasından dolayı günümüzde boşaltılmış bulunan Eskihisar köyü bulunmaktadır. Kent surlarla çevrilmiş olup, bugün kent surlarının yalnızca önemsiz uzantıları görülmektedir. Yerleşim alanının kuzeydoğu köşesinde, büyük kesme taşlar ile kireç harçtan örülmüş güçlü bir kalenin yıkıntıları vardır. Yapı, büyük kesme taşlar ile kireçli harçtan örülmüştür. Yapının onarım gördüğü diğer yapılardan alınma yazıtlı taşlar ve sütun gövdelerinden anlaşılmaktadır.
Kentin kuzey kenarındaki ana giriş kapısı büyük bloklardan oluşmaktadır. Geniş ve ince taş duvarcılığı ile örülmüştür. Bu kapının üzerinde kemer olduğu kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kapı iki girişlidir. İki kapı girişi arasında bir nymphaion vardır. Kapıdan sonra sütunlu bir alanın ve yolun varlığı görülmektedir.
Kentin tam ortasında, en çok göze çarpan yapısı, kent meclisinin toplandığı bouleuterion bulunmaktadır. Bouleuterion tiyatro benzeri küçük bir yapıdır. Bu yapının hemen batısındaki tek başına duran kapı bu alanın giriş kapısıdır. Bunun Serapis Tapınağı olduğu ileri sürülmüştür; ancak kazılarda bulunan yazıtlar bu görüşün yanlış olduğunu göstermiştir. Bouleuterionun kuzeye bakan dış duvarında Diocletianus’un fiyat listesi ve bunun uygulanmasına ilişkin giriş kısmı Latince yazılmıştır. Bu yapının alttaki oturma sıraları korunmuştur.
Kentin batısında, Antik Yunan ve Roma’da gençlerin düşünsel ve bedensel yönden eğitildikleri, öğrenim gördükleri, spor etkinliklerinde bulundukları gymnasion denilen yapı bulunmaktadır.
Kente giriş kapısının önündeki kutsal yolun kenarında oda mezarlar yer almaktadır. Giriş kapısından başlayan kutsal yol nekropolden geçmekte ve Lagina’daki Hekate kutsal alanına ulaşmaktadır. Söz konusu nekropol sahası günümüzde kömür ocakları havzası altında kalarak yok olmuştur.
Ayrıca birde Mysia Stratonikeia’sı vardır
Stratonikeia/Siledik Helenistik çagda, Anadoluda, Stratonikeia (ordunun zaferi) adını taşıyan Seleukos’lar prensesleri, kraliceleri onuruna “Stratonike yurdu” anlamına gelen Stratonikeia adlı iki kent kurulmuştu bunlardan biri Karia bölgesindedir; ama birde Mysia Stratonikeia’sı vardır; bu kent Roma döneminde, İndei Stratonikeia ve daha sonrada Stratonikeia Hadrianopolis adıyla para basmıştır Bkz. no 71 Kırkağaç’ın dogusundaki Siledik köyüdür; köyün yaşlıları “Dededen ögrendigimize göre köyümüzün eskiden adı Selendarios imiş” demektedirler Selendarios ve Siledik adlarının kökeni, türeyiş ögeleri ve anlamı konusu, TT adlar kitabında incelenmiştir Kentin paraları üzerinde görülen İndei Stratonikeia adını İndei bölümüne gelince. Kentin bulundugu ovanın ilk çaglardaki adı İndeipedion (Helen dilinde İndei ovası) idi (Louis Robert, Villes d’Asia Minor, sayfa 50-54) oradan Bakırçay geçer; bir yandan bunu, bir yandanda İndei adının İndos’a (Dalaman çayının eski adına) benzerligi göz önüne tutularak, ”İndei herhalde Bakır çayının buradan geçen bölümü idi” sonucuna varıyoruz. Anadoludaki Stratonikeia’ların böyle adlandırılmasının nedeni olan kraliçe Stratonike, Seleukos’lar devletinin ikinci kralı (kurucu ve birinci kral I. Seleukos’un oğlu) I. Antiokhos’un eşiydi. Kentleri kurup (daha dogrusu oradaki yerleşim birimlerini geliştirip kent durumuna yükselterek) Stratonikeia diye adlandıran I. Antiokhos’tur. Mysia’daki kent Roma egemenligi döneminde, Stratonikeia Hadrianopolis (Hadrianos’un Stratonikeia’sı) ve (Edirne gibi) Adrianoupolis/Hadrianoupolis (Hadrianos’un kenti) adını aldı İlk çag kenti şu anda Siledik köyü Kırkağaç-Gelenbe asfalt yüzeyli yolun 12. km’sinde ovaya hakim bir tepe üzerindedir. Kentin tarihcesiyle ilgili bildigimiz tek olay, Bergama devletinin son kralı III. Attalos’un vasiyetnameyle kendilerine bıraktıgı, krallık ülkesine el koymak isteyen Romalılara karşı, yalnız bağımsızlıgı amaçlıyor olmayıp toplumsal yapıyı da pek devrimci doğrultuda değiştirmeyi (örnegin ve özellikle, köleliği kaldırmayı) amaçlayan bir ayaklanma çıkarmış Bergamalı prens Aristonikos’un üç yıl boyunca Romalılara kök söktürdükten sonra İÖ 130′da yenildikten sonra buradaki hisar kentine sığındığı, ve kent halkının onu teslim etmek zorunda bırakıldıgıdır.

Arkeoloji ve Sanat Tarihi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , , , . » yorum bırak;

Smyrna Antik Kenti

Smyrna (İzmir) antik kalıntılarını diğer üç önemli özellik bir arada değerlendirildiklerinde diğer arkeolojik sitlerden ayırmaktadır. Bunlardan birincisi İzmir/Smyrna’da (daha geniş bir ifadeyle İzmir Körfezi ‘nin ucunda) kentsel yerleşimin geçmişinin uzunluğudur.

Gerçekten de, Bayraklı höyüğü en az 5000 yıllık bir tarihe işaret etmekte, bu höyükte henüz el atılmamış daha erken katmanlar da bulunmaktadır. İkincisi bu (en az) 5000 yıllık geçmiş içinde, kentin önemi zaman zaman artmış veya azalmış olsa da, bir uygarlık ifade eder tarzda yerleşik hayatın İzmir/Smyrna’da neredeyse kesintisiz bir tarzda baki kalmış olmasıdır. Üçüncüsü, son 300 yıllık uluslararası ticaret merkezi kimlikli gelişiminin bir uzantısı olarak İzmir’de günümüzde de bir metropolün mevcut bulunmasıdır. Başka bir deyişle, İzmir/Smyrna, bir yandan (yaşı itibariyle) Troya ‘nın, bir yandan (yaşı ve kesintisizliği bir arada alındığında) Mezopotamya sitlerinin, bir yandan da (tarihi birikime sahip dev metropol kimliğiyle) İstanbul ve Roma ‘nın (ki bunlar çok daha genç yerleşim merkezleridir) özelliklerini bir araya getirmektedir. Bu özelliklere, İzmir/Smyrna’nın tarihi boyunca pek çok siyasi güç arasında el değiştirmiş olması, ve tarihi içinde kent merkezinin belirleyici bir taşınma hadisesi yaşaması da eklenebilir (Bayraklı civarından Kadifekale (Pagos) ve eteklerine geçiş).

İzmir’in metropol kimliği, son dönemlerdeki çok hızlı nüfus artışı, topraklarının yoğun yerleşime konu olması, mülkiyet meselelerinin karmaşıklığı, kentin ticarete odaklanmış ruhu, arazilerin değeri ve yerel yönetimlerin acil gündem maddelerine karşın imkanlarının kısıtlılığı Smyrna antik kenti üzerinde yürütülebilecek araştırmaları da zorlaştırmaktadır. Bayraklı höyüğüne, burada Tekel’in örnek üzüm bağlarının bulunması sayesinde ulaşılabilmiştir. Günümüzde şehrin başlıca tarihi/turistik argümanını teşkil eden ve M.S. 178 depreminden sonra Roma İmparatoru Marcus Aurelius tarafından yeniden inşa ettirilmiş haliyle karşımıza çıkan Smyrna Agorası ‘nın varlığı yüz yıl önce bilinmemekte, üzerinde Müslüman mezarlığı bulunmaktaydı. Yol yapım çalışmaları esnasında bazı mermer sütunların dikkati çekmesi üzerine ortaya çıktı ve ilk kazıları 1927′de yapıldı. 1932-1941 arasında daha geniş kapsamlı kazılardan sonra, Agora’ya ancak 1990′lı yıllarda geri dönülebildi. 1996′dan bu yana İzmir Büyükşehir Belediyesi idaresinde buradan elde edilen paha biçilmez buluntular, Agora sitine ve çevresine harcanacak ilave çaba ve paranın sağlanacak getirisi ile katbekat karşılanacağını ispatlamaktadır.

Üçüncü tarihi varlık olan Kadifekale tahkim edilmiş yapısı ve çağlar boyunca askeri işlevlere hizmet vermesi sayesinde günümüze nispeten sağlam bir şekilde ulaşabilmiştir. Ancak Kadifekale eteklerinde varlığı bilinen ve üzerinde bugün İzmir’in en berbat gecekondu mahallesinin yer aldığı Smyrna Antik Tiyatrosu ‘na anılan güncel sebeplerden ötürü ulaşılamamaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda inşa edilmiş olan bu antik tiyatro hakkındaki ilk çalışma Atina ‘daki Avusturya Arkeoloji Enstitüsü temsilciliği için bu konuda bir tez yazan Otto Walter ve Otto Berg tarafından gerçekleştirilmiş, hatta bu çalışma 1929′da ‘İzmir’de Roma Tiyatrosu’ adıyla Türkçe’ye çevrilerek yayınlanmıştır. Bu tez çalışmasında 1850′lerde bütün Osmanlı topraklarının haritalarını çizen Avusturyalı haritacı Baedecker kaynak olarak kullanılmıştır. Baedecker’in haritalarından o dönemde antik tiyatronun bazı kısımlarının hala toprak yüzeyi üzerinde olduğu anlaşılmaktadır. 1917′de İzmir’deki Almanya Konsolosu Spiegelthal kazılar başlatmak için antik tiyatro alanının bir kısmını satın almış, krokiler hazırlattırmıştır. Ancak I. Dünya Savaşı ‘nın mağlubiyetle sonuçlanması, işgal, Kurtuluş Savaşı, genç Türkiye Cumhuriyeti ‘nin imkansızlıkları ve gündem yoğunluğu ile proje unutulmuş, 1950′lerde Kadifekale’de başlayan gecekondulaşma ile de arazinin üstü örtülmüştür. Bugün arkeologların ve diğer uzmanların, ev ve bahçelerdeki kalıntı izlerini yakalamaya dönük küçük yüzey gözlemleri için dahi koruma altında girebildikleri bir bölgedir.

İzmir Antik Tiyatrosu Hristiyan tarihi açısından, Roma İmparatorluğu’nun paganizm döneminde Aziz Polikarp ‘ın öldürüldüğü yer olması bakımından da büyük önem arzetmektedir. (Aziz Polikarp burada önce aslanlara atılmış, ancak aslanlar doymuş oldukları için onu yememişler, ardından bir direğe bağlanarak etrafına atılan odunlar yakılmış, ancak ateş tutmamış, son olarak bir Romalı askerin mızrağıyla can vermiştir.)

Arkeoloji ve Sanat Tarihi kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , . » yorum bırak;

tıkanıp kaldığında hayat…

Bir yerlerde tıkanıp kaldığında hayat,
soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.
Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini
ferahlatacak; Yeni insanlarla ‘tanışmalı, yeni keşifler yapacak….
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını; zamanın bir nehir,
Kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her akşam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;
Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak
önce inip Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar,
yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek
için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine “gül”, inleyen birine “sus” dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!
Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;
Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…
Güneşin doğuşunu seyretmeli arada bir,
seher yeli okşamalı saçlarını…
Karda, yağmurda; sevincine, coşkusuna; fırtınada boranda;
Öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!
Bir çocuğun ilk adımlarında umudu;
bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli !
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, mutlu etmeden
mutlu Olmayı beklememeli !
Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için;
Kaçırmamalı !
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması
için, hiç Çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
ağlamayı bilmiyorsan,
Neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne; kendini düşünmekten
herkesi unutmamalı!
Bilmeli; çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…
Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı
bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını
zorlayacak! Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki,
hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için…
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de
fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…!

Şiirler kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , , . » yorum bırak;

Alışırım (şiir)

yaşanan hayallerim vardı
ucsuz bucaksız ıssız şehirde
bi sevgilim vardı
içimde hiç bi zaman bitmeyen
aşkın büyülü hali vardı
yıkılan bi ümidim vardı
sensiz geçen her anın bi bedeli vardı

şimdi ise ne yaşanan hayallerim
ne yıkılan ümidim , ne bedelim
ne sevgilim nede hayatımın manası

senden arta kalan sadece
içi boş diz boyu balcık hatıraların
umutsuz bekleyişi kaldı..

çok arıyorum o günleri
senle geçen her anımı
yeniden sevebilmeyi

nasıl böyle oldun bi anda
yıktın beni bi inat için
karanlığa demir atmıştı
sanki sevmesini bilen deli yüreğim

uyku uyumaz oldum
düşünceler sararken gecelerimi
yüreği sürmeli yarim
sana doyamadım gençliğin tadını çıkaramadım

sevmenin anlamını sen gidince anladım
ne kadar arkandan kurumuş göz yaşı bıraksamda
ne fayda geri dönemezsin artık
ben bunu da alışırım

Şiirler kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . » yorum bırak;

karanlık masallar…

Hadi bana masallar anlat.Karanlık masallar.Kötü bitsin hepsinin sonu.Prensesler kurtulamasın mesela.Ejderhalar yesin kahramanları.Peri padişahları sözlerini tutmasın.Ağlasın bütün sevimli hayvanlar.Dilleri tutulsun,konuşuyorlarsa da konuşamasınlar.

Hadi bana masallar anlat.Karanlık masallar.Kellere yüz verilmesin mesela.Rapunzelin saçlarını kökünden kessinler.Ayakkabı daha ilk denenen kızın ayağına uysun,evde kalsın Sindirella.Bal kabağı kırılsın,fareleri kedi yesin.Çizmeli kediyi dövsün kasabın kedisi.Çizmelerini bırakıp kaçsın.Ağlasın.

Hadi bana masallar anlat.Karanlık masallar.Fareli köyün fareleri sağır olsun mesela,kavalcı bir rock grubunda yan flüt çalsın,grup tutmasın,dağılsın.Kraliçe pamuk prensesi uyutmaktan vazgeçip zehirlesin.Onu öpen prenste ölsün.Kötü dev yedi cüceleri ezsin mesela yanlışlıkla.Bilerekte olur,farketmez.O çocuk fasulye sırığından düşsün.Hansel ile Gratel’i ormanda kurt yesin.Sonra o kurt kırmızı başlıklı kızı da tatlı niyetine yesin.Hatta hızını alamasın kırmızının ninesini de yesin,avcıyı da yesin,3 küçük domuzu da yesin.Yarasın kurtcağıza,tosun gibi olsun.

Masallar anlat bana.Karanlık masallar.Kan götürsün her yanı.Yalan olsun tüm sevgiler.Gelmesin hiç beklenenler.Üzülsün hep tüm sevenler.Yalan çıksın verilen sözler.Kendinden başkasını kimseyi düşünmesin kahramanlar.Ve mutluluk değil hüzün olsun,ölüm olsun sonlarında..

Masallar anlat bana.Karanlık masallar.Ki gerçeklere alışayım.Mutlu sonlar varmış.İyiler hep kazanırmış.Boşver hepsini.Sen masallar anlat bana.Karanlık masallar.Ki göreyim gerçekleri.Bileyim hayat neymiş.Rüyalara dalmayayım,canım yanacaksa da gözüm göre göre yansın.Nasıl sinmişse hayata acı,sinsin masallara da.Alışsın düşlerim bu sonlara.Böyle ürkek,böyle masum,böyle renkli hayallerle çıkmayayım hayatın karşısına.Nasıl çöktüyse hayata karanlık.Öyle çöksün masallara da.Bana benzemesin masum çocuklar.

ALINTIDIR

Yazılar kategorisinde yayınlandı. Etiketler: , . » yorum bırak;
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.